Ana Sayfa Künye Yayın Akışı Foto Galeri İletişim
Başkandan Haberler Videolar Dergiler Kamu İhale Kurumu ( KİK )
Yeni Kayıt Üye Giriş
15/12/2011 - 12:25 tarihinde, saatinde eklendi
Türkiye'nin Kayıp Çocukları ve Yerel Yönetimler
Hakan AYDIN

 

GİRİŞ                                                                                                                                                                                                                                                                                                   GİRİŞ
 
1961 Anayasası ile Türkiye’de sosyal devlet ilkesi kabul edilerek bireylerin “insan” olmalarından kaynaklanan bazı hakları olduğu belirtilmiş, söz konusu hakları hayata geçiren düzenlemeler yapılmıştır. Sosyal düzenin şekillenmesinde büyük ölçüde katkıda bulunan 1961 Anayasası’ndan sonra 1982 Anayasası da sosyal düzen bakımından ayrıntılı ve ileri düzeyde haklar sağlayıcı hükümler getirmiştir. Çocuklar ve gençler gibi korunmaya ihtiyacı olan kesimlere yönelik hizmetler için devlete önemli görevler yüklemiştir. Devlet, merkezi ve yerel yönetimlerle birlikte zor durumda olan, kendi kendine yetemeyen ve başkasından yardım almak zorunda kalan kişileri, Anayasamızın 61. maddesine göre sosyal hizmetler ve yardımlarla desteklemekle yükümlü kılmıştır.
Yerel yönetimler, belde halkının ortak yerel ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş, dolayısıyla topluma karşı çeşitli sorumlulukları bulunan kamu kurumlarıdır. Bu sorumluluk çerçevesinde yerel yönetimler, kararlarını toplumun ihtiyaç ve beklentilerine uygun şekilde almak zorundadırlar. Bu nedenle toplumun yapısını, temel ihtiyaçlarını ve önceliklerini tanımak, en kısa sürede ve istenen düzeyde bunlara cevap vermek, etkin yönetimin bir gereği olmaktadır.
 
Türkiye hızlı bir toplumsal değişim süreci yaşamaktadır. Bu süreç,  sosyal alanda büyük değişimlerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Bu gelişmeler karşısında, yasal mevzuat ve sosyal kontrol sistemleri yetersiz kalmakta ve ihtiyaca cevap verememektedir. Bu nedenle sosyal çevrede pek çok olumsuz şartlar meydana gelmekte ve birçok hukuksal ve sosyal sorun ortaya çıkmaktadır. Bu sebeple ülkelerin sosyal, siyasal, kültürel ve yönetsel özelliklerinin etkileşim alanı olarak kamu yönetim sistemi de değişim ve yenilikler anlamında tekrar sorgulanmaktadır. Çünkü nüfusların sayısal artış ve bileşimindeki değişimler, göç, hızlı sanayi ve teknolojik gelişmeler ve toplumsal yaşamda meydana gelen değişiklikler beraberinde birçok sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur.
 
Günümüzün önemli sorunlarından birisi de kuşkusuz “kayıp çocuklar”olgusudur. Türkiye’de son yıllarda kayıp çocuk vakalarının giderek artış göstermesi, toplumsal bir tedirginliğe sebep olmuştur. Her aileyi tedirgin eden bu sorun nedeniyle de önemli ve çözümü acil bir konu hâline gelmiştir.
 
İşsizlik ve yoksulluk gibi sosyo-ekonomik sorunların yanı sıra aile içi şiddet, kötü muamele, sokakta çalışmak zorunda kalma, göç, kentleşme, sosyal denetim eksikliği, fuhuş amacıyla, organ ticareti maksadıyla, uyuşturucu işinde kullanmak için, ideolojik nedenlerle, terör örgütlerince, evlat edinmek ve dilendirmek gibi sebeplerle çocuk kayıpları artmaktadır.
Telefon dinleme, M.O.B.E.S.E., GPRS gibi ileri teknolojilerin güvenlik güçleri tarafından yaygın olarak kullanılmasına karşın, aileleriyle buluşturulan kayıp çocuk sayısının azlığı "Bu çocukları kim, nasıl ve nerede tutuyor?" sorusunun daha yaygın sorulmasına neden olmaktadır.
 
Bu çalışmada, yerel yönetimlerin çocuk ve gençlere yönelik görev ve sorumlulukları çerçevesinde kayıp çocuklar olgusu değerlendirilecek, yerel yönetimlere ilişkin yapılan son yasal düzenlemelerde konuyla ilgili bahsedilen sorumluluklarına değinilecektir.
 
1.      Türkiye’nin Kayıp Çocukları
 
Kayıp Çocuk” tanımında “ailesinin bilgisi dışında herhangi bir nedenle evden uzaklaşmış, kaçmış, kaçırılmış ve bu nedenlerle hayatı tehlike altında olan, kendisinden haber alınamayan 0-18 yaş grubu çocuk” kastedilmektedir (Başbakanlık, 2008: 4).  Söz konusu tanımın 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda “Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişisel güvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuk” olarak ifade edilen “korunma ihtiyacı olan çocuk” tanımı ile paralellik arz ettiği görülmektedir (Ç.K.K., 2005/3-a).
 
Dünyada her yıl 2,5 milyon çocuğun kaçırılarak satıldığı ve bunun yarısının da kız çocuğu olduğu tahmin edilmektedir. 90 milyon çocuğun sokakta yasadığı günümüz Dünyasının, milyar dolarlık ticaret olarak da kabul edilen çocuk ticaretinin en önemli kaynağının, bazı Afrika, Balkanlar ve Güneydoğu Asya ülkelerinin olduğu belirtilebilir. Kaçırılan çocukların Batının gelişmiş zengin ülkelerindeki alıcılarına götürüldükleri iddia edilmektedir.
Türkiye’de yaklaşık olarak 27 milyon çocuk bulunmaktadır. Bu sayı pek çok Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazladır. Bu bağlamda ülke nüfusunun yarısını oluşturan çocukların insan haklarına uygun bir yaşam sürebilmeleri için yasal düzenlemeler ve uygulamaların yapılması önem taşımaktadır.
 
Nitekim konunun önemine binaen Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı 2008 yılında "Kayıp Çocuklar Raporu" hazırlamıştır. Bu raporda Türkiye genelinde il il kaybolan çocukların sayıları verilmekte, çocukların korunmasına ilişkin uluslararası ve ulusal hükümler açıklanmakta, kaybolma nedenleri tartışılmakta ve alınabilecek önlemler belirtilmektedir (ihb.gov.tr, 2008). Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı’nın 2008 yılında yapılan bu çalışması konuya verilen önem bakımından önemli bir çalışma olarak değerlendirilmektedir.
Rapor’da (2008: 4) kayıp çocuklar üç bölüme ayrılmıştır. Birincisi, kendi rızası ile kaçanlar, ikincisi rızası dışında kaçırılanlar ve üçüncüsü de, istemeden de olsa yoksulluk gibi nedenlerle kaçan çocuklar olduğu ifade edilmiş, kaçan çocukların özenti, ebeveyn boşanması, kentleşememe gibi alt baslıklarına değinilmiş, kaçırılanların ise genelde çocuk ticareti, dilencilik ve cinsel sömürü gibi nedenleri üzerinde durulmuştur. Bununla birlikte hastalık, uyuşturucu, şiddet ve cinsel istismar gibi problemlerin kayıp çocukları bekleyen sorunlar olduğu tespiti yapılmıştır.
 
Öte yandan, kayıp çocuklara ilişkin olarak 2009 yılı Ekim ayında seksen bir ilin çocuk şube müdürleri bir araya getirilerek İçişleri Bakanlığı tarafından Kayıp Çocuk Rehberi oluşturulmuştur. Bu rehberle, kayıp çocukların bulunması amacıyla yürütülecek iş ve işlemlerde standartlaşma sağlanması ve araştırmanın bütün boyutlarıyla gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir.
 
Ayrıca “kayıp çocuklar veri bankası” olarak nitelendirilebilecek ve on-line takibi sağlayacak olan Kayıp Çocuklar Ulusal Bilgi Sistemi Projesi Kurumlararası İşbirliği Protokolü, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve SHÇEK (Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu) Genel Müdürlüğü’nün bağlı bulunduğu Devlet Bakanlığı arasında imzalanmıştır. Söz konusu proje ile kayıp çocuklara ilişkin kurumlar arasındaki veri farklılıklarının ortadan kalkacağı düşünülmektedir.
 
Ancak çocuk kaçırma gerekçesiyle yakalanan suçlu sayısı ne kadardır, bu olaylardan kaçının organ mafyası, kaçının uyuşturucu ticareti, fuhuş, terör ve organize suç kapsamında gerçekleştirildiği hakkında sağlıklı veri tabanları henüz bulunmamaktadır. Nitekim yapılan tüm çalışmalara karşın ailesinden zorla kaçırılan veya kandırılarak kaçırılan, kendiliğinden kaçan, kaybolan ve bulunamayan çocukların sayısında ortaya çıkan artış açıklanamamaktadır.
 
Diğer yandan çocuk kaybolma olayları üzerinden ülke güvenliğinin zayıfladığı, tehlike altında olduğu, sosyo-ekonomik düzeyin düştüğü yönünde iyi niyetten ve gerçeklerden uzak propagandaların farklı amaçlar doğrultusunda yapıldığı gerçeğinin de altı çizilmelidir. Nitekim bugün ABD, Kanada, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerde dahi çocuk kayıplarının yaşandığı ve kaybolan çocukların bulunabilmesi için çocukların kollarına saat takmak gibi yöntemlerin kullanıldığı bilinmektedir. Ancak Türkiye gelişmiş çoğu ülkeden daha iyi bir konumda bulunmaktadır.
Dünyada kayıp çocuk riski yüzde 30, Türkiye’de ise bu oran yüzde 15’tir (Başbakanlık, 2010: 25). Ancak önlem alınmazsa Türkiye’deki riskin de büyüyebileceği düşünülmektedir.
Nitekim Türkiye’de son 10 yıllık verilere göre 1.657 kayıp çocuğun emniyet birimlerince aranmasına devam edilmektedir. Kayıp çocukların 1.462'si 13–18,195'i ise 0–12 yaşları arasında bulunmaktadır. Bunların 1.095'i kız, 562'si ise erkek çocuğudur (zaman.com.tr, 2010). Bu çocuklardan 590’u sosyal hizmet kurumlarından(yurt, yuva v.s.) izinsiz olarak ayrılan ancak kayıp olarak nitelendirilemeyecek çocuklardır. Nitekim SHÇEK Genel Müdürlüğü bünyesinde bakım ve korunma altında bulunan söz konusu çocuklar izinli olarak sosyal hizmet kuruluşlarından ayrılıp ailelerinin, yakınlarının yanlarına giden, ancak belirttikleri tarihte dönmediği takdirde, tedbir açısından, aranmak üzere emniyete başvurarak izinli olarak ayrıldığı bildirilen çocuklardır ki bunlar “kuruluştan(yurt/yuva) izinsiz ayrılan çocuk” statüsündedir (shcek.gov.tr, 2010).
E
mniyet Genel Müdürlüğü tarafından verilen bilgilere göre ortaya çıkan kayıp çocuk haritasına bakıldığında ise en fazla çocuğun kayıp olduğu ilk beş şehirden ilki olan İstanbul’da 211, sonrasında gelen Ankara’da 169, İzmir’de 115, Mersin’de 105 ve Adana’da 72 kayıp vakası bulunmaktadır (beyazgazete.com, 2010 ).
Mevcut durumda kayıp çocukların yaklaşık yüzde 88’inin on üç-on sekiz yaş aralığında olması, cinsiyet açısından büyük oranda da kız çocuklarından oluşması ve göç alan büyükşehirde ortaya çıkması dikkat çekmektedir. Kayıp çocukların sadece yüzde 12’si ise sıfır-on iki yaş aralığında bulunmaktadır. Kayıp çocuklar içerisinde kız çocuklarının sayısındaki fazlalık cinsel istismar nedeniyle bu çocukların kaçırıldıkları ihtimalini güçlendirmektedir.
 
Özellikle 1990’lı yıllarda Türkiye’de göç hareketlerinde önemli değişiklikler olmuş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nden batıya ve şehir merkezlerine doğru iç göç yaşanmıştır. Çeşitli kaynaklara göre 4000′in üzerinde köy, güvenlik gerekçeleri veya çatışmalar nedeniyle boşaltılmış, yaklaşık 2,5 milyon insan göç etmiştir. Sonuç olarak da zorunlu göç yaşayan erkek, kadın ve çocukların önemli ekonomik, toplumsal ve politik sorunlara yol açmakla birlikte geleneksel aile yapısı da değişmekte, kente uyum güçlükleri ortaya çıkmaktadır. 
 
Yaşadığımız ekonomik değişim ve terör sorunu yoğun iç göç hareketleri neticesinde kentlere göç eden aileler bir hayat kurma çabası içine girdiklerinden bu süreçte çocuklarını ihmal edilmesi, kırsalda denetimleri altında olan çocuklarını komşu, akraba, arkadaş, v.b. mekanizmalarla toplumsal denetim altında tutacak sosyal yapıyı bulamaması, yine özel bir ilgi isteyen çocuklarının karşılaştığı sorunlara karşı nasıl davranılması gerektiği konularında yeterli bilgi sahibi olamamaları gibi hususlar başlı başına bir sorun teşkil etmektedir.
 
Bu noktadan bakıldığında ise günden güne artan göç ve şehirleşme ile birlikte niteliği ve tüm dinamikleri değişen, kalabalıklaşan ve gittikçe de daha tehlikeli hale gelen şehirlerde, insanların birbirlerine yabancılaşması, komşuların dahi birbirlerini tanımayan bireyler haline gelmeleri sonucunda sözü edilen problemlerin cereyan etmesi için uygun ortamlar ortaya çıkmakta ve mevcut problemler artarak yaşanmaya devam etmektedir. Kayıp olaylarını ortadan kaldırabilmek için, elbette ilk adım olarak olayların gerçekleşmesini engelleyici yöntemler geliştirilerek uygulamaya çalışılmalıdır ki kökten çözümlerle çareler üretilebilsin ve olaylar gerçekleşmeden önüne geçilebilsin (usakgundem.com, 2010).
 
Türkiye’de kayıp çocukların fazla olduğu şehirler, görüleceği üzere, başta büyük şehirler olmak üzere göç alan diğer şehirlerdir. Dolayısıyla çocukların kaybolması, kaçırılması, ihmal ve istismarı gibi sorunlar yerel yönetimlerin hizmet alanını oluşturan şehir merkezlerinde ortaya çıkmaktadır. Nitekim göç, çarpık kentleşme, gecekondulaşma gibi söz konusu olayların oluşması için ortam hazırlayan etkenlerin büyük bir bölümü doğrudan yerel yönetimlerin müdahale alanı içine girmekte, bu sorunların olumsuz etkileri de yine ağırlıklı olarak şehir merkezlerinde görülmektedir. Dolayısıyla soruna yönelik önleyici müdahaleler hususunda merkezi yönetimden kaynaklanan bürokratik engellerin önüne geçilmesi, yerinde ve en yakın birimlerce koruyucu ve önleyici müdahalelerde bulunulması çözüm konusunda etkinliği arttıracaktır.
 
Bu nedenle özellikle dezavantajlı kesimlerin yoğun olarak yaşadığı kesimlerde çocukların içinde yetiştiği aile kurumunun desteklenmesi ve geliştirilmesi amacıyla sosyal hizmet kurumlarına ve sosyal projelere ihtiyaç duyulmaktadır. Genelde sosyal hizmetler özel olarak çocuklar, gençler veya sokak çocukları gibi alanlarda yerel yönetimler yurt içi ve yurt dışı kamu ve özel kesim kuruluşları, sivil toplum örgütleriyle birlikte ortak proje ve hizmetler yürütebilme olanağına sahip olduklarından bu potansiyellerini kullanmak zorundadırlar (Aydın ve Ergenç, 2009: 26 ).
 
   1.1. Çocukların Kaybolma Nedenleri
 
Çocuk kayıplarının nedenleri üzerinde araştırma yapan araştırmalar, çocukların kaybolması neden olan pek çok unsurun olabileceğini göstermektedir. Bu unsurlar bireysel, ailevi ve toplumsal sebeplerden kaynaklanabilmektedir. Genellemek istendiğinde ise çocuk kayıplarının nedenlerini ekonomik, sosyo-kültürel, siyasi-ideolojik nedenlerle veya evlenme vaadiyle, fuhuş amacıyla, çocuk pornografisi, organ ticareti maksadıyla, uyuşturucu işinde kullanmak için, ideolojik nedenlerle, terör örgütlerince, evlat edinmek ve dilendirmek gibi etkenlerin zorlamasıyla da çocuklar kaçırıldığı iddia edilmektedir.
 
Türkiye’de kayıp çocuk vakalarındaki artışın nedenlerini;
ü      Erken evlilikler,
ü      Ailede şiddetli geçimsizlik,
ü      İşsizlik, yoksulluk,
ü      Şiddet, eğitimsizlik,
ü      Ailenin çocuklarını yeterli derecede takip edip sorunlarını paylaşamaması,
ü      Aile içi iletişim ve ilgi eksikliği,
ü      Bilinçsiz çocuk yetiştirme (tavizkar, tutarsız, baskıcı vb.) aile tutumu,
ü      Parçalanmış aileler ve boşanmalardaki artış, üvey anne-baba-kardeş baskısı,
ü      Olumsuz arkadaş ortamı, okuldaki başarısızlıklar,
ü      Başkalarının hayatlarına özenme, macera hevesi,
ü      Ergenlik problemleri,
ü      Eksik ve yanlış cinsel bilgilendirmeler ile ensest ve taciz olayları,
ü      Zekâ özrü bulunan ve akıl sağlığı normal seviyede olmayan çocuklar,
ü      İnternet’in bilinçsiz kullanımı, olumsuz tv programları,
ü      Savaş, kaza ve doğal afetler nedeniyle kaybolmalar(Trafik kazalarında hayatını kaybedip de kimliği tespit edilemeyenler, doğal afetlerde kaybolanlar ve suda boğulmalar v.s.).
 
Çocuğun evde kaçmasına, kaybolmasına veya kaçırılmasına sebep olan diğer nedenler arasında sayılmaktadır. Bununla birlikte örneğin adli tıp kayıtlarında veya hastane kayıtlarında herhangi bir organı alınmış veya organı alınmak suretiyle ölü olarak bulunmuş bir vaka olduğuna dair bilgi bulunmamaktadır.
Öte yandan Başbakanlığın 2008 yılında hazırladığı kayıp çocuklar raporunda, kayıp çocukların çetelerin ve terör örgütlerinin kıskacında olduğu gerçeğini ortaya koymuştur. Raporda, bazı çete ve terör örgütlerinin, kayıp çocukları kullanmak istediğine vurgu yapılarak, “Bu çete ve örgütler çocuk yaştaki insanları kandırarak örgüte kazandırmak için büyük çaba içerisindedirler. Türkiye gibi yıllardır terörle uğraşan bir ülke için sorun bu açıdan da önem taşımaktadır. Bu şekilde teröre bulaşan çocuk sayısı toplamının yüksek olduğu iddia edilmektedir” ifadesi yer almıştır (Başbakanlık, 2008: 6).
 
Avrupa Birliği tarafından "terör örgütleri listesine alınması sonrasında, örgüt içi infazlar ve kaçışlar nedeniyle kadro sıkıntısı yaşayan terör örgütü PKK (yeni adı KADEK), son dönemde Avrupa ülkelerinde "çocuk kaçırma" eylemlerini yoğunlaştırmıştır. Fransız mahalli basın-yayın organlarına yansıyan haberlere göre, altı kız çocuğunun KADEK'li teröristler tarafından kaçırıldığı ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler ve İsveç Çocukları Koruma Örgütü "Radda-Bamen" tarafından yayınlanan raporda; "PKK şimdiye kadar küçük yaşlarda 3 binin üzerinde çocuğu kaçırıp, eğitim kamplarında ideolojik eğitim verdi. Almanya, İsveç, Belçika, Hollanda, Suriye, Yunanistan, Türkiye, Irak, Ermenistan ve İran’dan kaçırılan çocuklar, PKK’nın silahlı eylemlerinde kullanıldı" denilerek, AB üyesi ülkelerin ilgili birimleri, ismini KADEK olarak değiştiren PKK’nın "çocuk kaçırma" eylemlerine karşı uyarılmıştır (reocities.com.tr, 2010). Dolayısıyla bazı çocukların terör örgütleri tarafından kaçırıldığı ihtimali de gözden uzak tutulmamalıdır.
 
Kaybolan çocukların uzun süre bulunamaması hem toplumsal travmalara yol açmakta hem de ailelerin korku içinde yaşamalarına sebep olmaktadır. Geleceğimizin teminatı olan çocukların kaybolması neticesinde aileler, çocuklarının mafya, fuhuş, terör örgütleri veya dilencilik sektörünün eline düşerek öldürülmeleri ve suça sürüklenmeleri korkusundan maddi ve manevi olarak derin tahribatlara uğramaktadırlar. Bu sebeplerle istenen sonuçların elde edilebilmesi için konu toplumsal bir niteliğe büründürülerek, kapsamlı bir şekilde üzerine düşülmesini gerektirmektedir.
 
    2. Hukuki Düzenlemeler Çerçevesinde Türkiye’de Çocuklar ve Yerel Yönetimler
 
Yerel yönetimlere ilişkin temel yasalar, 2004 tarihinden itibaren yeniden düzenlenmiştir. İlk düzenleme 10.07.2004’te 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile başlamış; 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu, 22.02.2005 tarihinde kabul edilmiş, 5393 sayı Belediye Kanunu da 03.07.2005 tarihinde değiştirilerek belediyelere ve il özel idarelerine çocuk ve gençlere ilişkin önemli zorunlu fakat müeyyidesi olmayan görevler ve yükümlülükler getirilmiştir (Aydın, 2010).
 
 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu ile İl Özel İdarelerine;
- Mahalli müşterek nitelikte olmak şartıyla, il sınırları içerisinde, sosyal hizmet ve yardımlarda bulunma, yoksullara mikro kredi sağlama, çocuk yuvaları ve yetiştirme yurtların; yapım, bakım ve onarım ile diğer ihtiyaçların karşılanması (md.6/a), Hizmetlerin vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulması; hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin sunumuna uygun yöntemler uygulanması (md. 6), Eğitim, kültür ve sosyal hizmetler, imar ve bayındırlık, çevre ve sağlık ihtisas komisyonlarının kurulması(md. 16), Vali tarafından il halkının huzur, esenlik, sağlık ve mutluluğu için gereken önlemlerin alınması, il özel idaresi bütçesinde yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneğin kullanılması (md. 30/m,n), Yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile özürlülere yapılacak sosyal hizmet ve yardımların il özel idaresi giderleri arasında yer alması(md. 43/h), Sağlık, eğitim, spor, çevre, trafik ve kültür hizmetleriyle yaşlılara, kadın ve çocuklara, özürlülere, yoksul ve düşkünlere yönelik hizmetlerin yapılmasında ilde dayanışma ve katılımı sağlamak, hizmetlerde etkinlik, tasarruf ve verimliliği arttırmak amacıyla gönüllü kişilerin katılımına yönelik programlar uygulamak(md.65) gibi sosyal hizmet ve yardımlara ilişkin düzenlemeler getirilmiştir (İl Özel İdaresi Kanunu, 2005).
 
Öte yandan söz konusu hizmetlere ilişkin usul ve esasların belirlenmesi İçişleri Bakanlığı’na bırakılmıştır. Bakanlığın konuyu düzenleyen “İl Özel İdaresi ve Belediye Hizmetlerine Gönüllü Katılım Yönetmeliği” 09.10.2005 tarihli ve 25961 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.
 
5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “belediyelerin görev ve sorumlulukları” başlıklı 14. maddesi ile mahalli müşterek nitelikte olmak şartıyla belediyelere;
- Sosyal hizmet ve yardım, meslek ve beceri kazandırma hizmetlerini yapma ve ya yaptırma, Büyükşehir belediyeleri ile nüfusu 50.000’i geçen belediyeler için kadınlar ve çocuklar için koruma evleri açma, Belediye hizmetlerin, vatandaşlara en yakın yerlerde ve en uygun yöntemlerle sunulması,
 
Ayrıca bu kanunla;
 
- Hizmet sunumunda özürlü, yaşlı, düşkün ve dar gelirlilerin durumlarına uygun yöntemlerin kullanılması (md. 14), Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği kullanma, özürlülere yönelik hizmetleri yürütme ve özürlüler merkezi oluşturma(md. 38/n), Dar gelirli, yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile özürlülere yapılacak sosyal hizmet ve yardımların belediye giderleri arasında yer alması (md.60/i), Belediye ve mücavir alan sınırları içinde kendisine, eşine veya onsekiz yaşından küçük çocuklarına ait konutu olmayan dar gelirli kişiler ile afete maruz kalanlara arsa tahsisi yapılabilmesi (md.69), Kanunun 75. maddesine göre, belediyeler görev ve sorumlulukları alanına giren konularda, engelli dernek ve vakıfları ile işbirliği içerisinde onların sorunlarının çözümüne katkıda bulunabilir.(md.75), Sosyal yardımlaşma ve dayanışma, saydamlık, hesap sorma ve hesap verme, katılım ve yerinden yönetim ilkelerinin kent konseyi ile hayata geçirilmesi (md. 76), Sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve yardım hizmetleriyle, yaşlılara, kadın ve çocuklara, özürlülere, yoksul ve düşkünlere yönelik hizmetlerin yapılmasında beldede dayanışma ve katılımı sağlamak, hizmetlerde etkinlik, tasarruf ve verimliliği arttırmak amacıyla gönüllü kişilerin katılımına yönelik programlar uygulama (md. 77) gibi sosyal hizmet ve sosyal yardımlara ilişkin düzenlemeler yapılmıştır (Belediye Kanunu, 2005).
 
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun “Büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve sorumlulukları” başlıklı 7. maddesi 1. fıkrasının (v) bendiyle büyükşehir belediyelerine “gençler ve çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek, geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri kazandırma kursları açmak, işletmek ve işlettirmek, bu hizmetleri yürütürken üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak”; 2. fıkrasının (d) bendiyle de, büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediyelerine; “Birinci fıkrada belirtilen hizmetlerden; “…gençler ve çocuklara yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunmak; mesleki eğitim ve beceri kursları açmak;…” görev, yetki ve sorumluluğu verilmiştir (Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 2004).
 
Öte yandan, 5395 Sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda tedbir kararı gerektiren “korunmaya ihtiyacı olan çocuk” ve  “suça sürüklenen çocuk“ olarak iki ayrı tanım mevcuttur. Kanun çerçevesinde gerek korunmaya ihtiyacı olan çocuklar ile suça sürüklenen çocuklardan ceza evine girmeyenler hakkındabakım ve danışmanlık tedbirinin uygulanmasında yerel yönetimlere sorumluluk verilmesi hususu düzenlenmiştir. Dolayısıyla yerel yönetimler tarafından yerine getirilecek sorumluluklar suçun ortaya çıkmasını neden olan koşulların oluşumunu önleyici çalışmaları kapsadığı gibi, Çocuk Koruma Kanunu’nun 5 inci maddesinin (a) ve (e) bentlerinde yazılı ve suça sürüklenen veya suç mağduru çocuklara yönelik danışmanlık, bakım ve barınma gibi koruyucu ve destekleyici tedbirleri uygulamayı ayrıca 6 ıncı maddesinde belirtildiği şekliyle korunma ihtiyacı olan çocuğu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirim yükümlülüğünü de kapsamaktadır (caginpolisi.com.tr, 2010).
 
Günümüzde yaşanan, toplumsal ve ekonomik sorunlar etkili önlemleri ve acil çözüm yollarını gerektiren boyutlara ulaşmış, yerel yönetimlere ilişkin kanunlarda da bu nedenle çocuk ve gençlere ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Ancak, bu alanda yerel yönetimler ile merkezi yönetimler aynı zamanda ve belli bir sisteme ve denetime dayanmayan bir şekilde görevli ve sorumlu tutulmuşlardır. Bunun sonucunda çoğu kez hizmette boşluklar ve ikilemler yaratan bir dağınıklık gözlemlenmiştir (Aydın, 2010: 35).
 
Yerel yönetimler tarafından sunulan sosyal hizmetlerin çeşitleri, yoğunluğu, kalite ve etkinliği yerel yönetim biriminin büyüklüğüne, sahip olduğu kaynak ve nitelikli personel durumuna, hizmet sunulan toplumun gelişmişlik düzeyine, yapı ve özelliklerine göre değişmekle birlikte bu hizmetler genel olarak çocuklara, gençlere ve muhtaç ailelere yönelik olarak geniş bir alana yayılmıştır (Aydın, 2010: 36).
 
   Ancak;
·      Yerel yönetim birimlerinin mali açıdan kaynak yetersizlikleri,
·      Sosyal hizmet uygulamalarına yönelik veri yetersizliği,
·      Yerel yönetim birimleri arasındaki koordinasyonsuzluk,
·      Yerel yönetim birimlerinde yeteri kadar sosyal hizmet alanında uzmanlaşmış personel bulunmaması,
·      Sosyal hizmetlere yönelik standartların belirlenememiş olması ve
·      Yerinden yönetim kuruluşlarında sosyal hizmetler ve yardımlar konusunda uygulama birliği bulunmaması gibi birçok sorun yerel yönetimler tarafından sunulacak hizmetlerin pratikteki etkinliğini azaltmaktadır.
 
Bu kanunlar, yerel yönetim kuruluşlarına çocukların yaşam şartlarını yakından takip etme, yetersiz bakım ve koruma alında bulunan çocukların davranışsal, duygusal ve sosyal sorunlarının giderilmesi için gerekli tedbirleri alma veya ilgili kurumlara bildirme ve çocuk/gençlik koruma merkezleri gibi çocukların sağlıklı gelişimine katkı sağlamaya yönelik kurumsal yapıları oluşturma sorumluluğunu yüklemektedir.
Bu sebeple başta Büyükşehir belediyeleri olmak üzere günümüzde birçok yerel yönetim birimi bünyesinde çocuklara, gençlere ve ailelere yönelik hizmet merkezlerinde geliştirilmiş, gerek AB Hibeleri kapsamında finanse edilen gerekse ülke ölçeğinde hazırlanan koruyucu/önleyici ve geliştirici sosyal projeleri hayata geçirmektedir.
Ayrıca yerel yönetim birimlerinde ortak bir çatıda toplanan çocuk eğitim ve eğlence merkezleri, aile danışma merkezleri, gençlik merkezleri, mesleki rehabilitasyon merkezleri, iş edindirme merkezleri v.b. sanatsal, sportif, kültürel etkinliklere yönelik birimleri imkânları ölçüsünde oluşturmaktadırlar.
 
Nitekim son zamanlarda “sosyal belediyecilik”  kavramının öneminin daha da arttığı görülmektedir. Toplumsal alanda yaşanan sorunların artmasına bağlı olarak  “sosyal belediyecilik”; yerel yönetime sosyal alanlarda planlama ve düzenleme işlevi yükleyen, bu çerçevede kamu harcamalarını çocuk ve gençleri kapsayacak şekilde sosyal amaca kanalize eden, sosyal kontrol işlevleri yükleyen bir modeli ifade etmektedir. Dolayısıyla sosyal belediyecilik sadece alt yapı hizmetleri yüklemenin ötesinde, yerel yönetimleri sosyal sorunların çözümünde de birebir sorumlu tutmaktadır.
 
SONUÇ VE ÖNERİLER
 
Çocukların korunması görevi Türkiye’de, gerek uluslararası sözleşmeler,  Anayasa ve kanunlarla devlete verilmiştir. Çocuğun yetiştirilmesinde önemli bir yeri olan ailenin, kamu düzenini bozucu, ekonomik ve fizyolojik tehlikelere karşı korunmasına yasalarca özen gösterildiği gibi çocuğun ailesine karşı korunması da Devlete görev olarak yüklenmiştir. Bu anlamda çocuk haklarının korunmasına yönelik yapılan hukuki düzenlemeler başlıca önlemler arasında sayılabilir.
 
Günümüzde yaşanan, toplumsal ve ekonomik sorunlar etkili önlemleri ve acil çözüm yollarını gerektiren boyutlara ulaşmıştır. Toplumda yaşanmakta olan sosyal değişim ve sosyal gelişme, zamanla farklı ve yeni sosyal problemlerin ortaya çıkması neden olmuş, bu nedenle yerel yönetimleri düzenleyen kanunlarda da çocuklara ve gençlere yönelik görevlere ilişkin hükümlere yer verilmiştir. Çocukların korunmasına ilişkin yapılan hukuki düzenlemelerin tek başına sorunun çözümünde etkin olması mümkün olmadığından başta yerel yönetimler olmak üzere çeşitli kurumlar tarafından da koruyucu ve önleyici tedbirler alma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.
 
Çocuk koruma sisteminde belediyelerin rolü, risk altındaki çocukların tespiti ve bu riskin bertaraf edilmesi için danışmanlık, koruma, bakım ve barınma hizmetlerini tüm nüfusa dengeli dağılacak biçimde organize etmektir. Bu bakımdan yerel yönetimler çocuk koruma sisteminin asli unsurlarıdır (T.C. İzmir Valiliği, 2008: 50).
 
Çocukların ihmal ve istismarı konusunda yerel yönetimler, sorunları çözmede gerekli yetkinliğe ve etkinliğe sahipler midir? Bu soruya bugün maalesef olumlu bir cevap vermek olanaklı değildir. Çünkü mevcut haliyle yerel yönetimler çocuk ihmal ve istismarını önlemede, riskli çocuklara yönelik veri toplama ve tespit çalışmaları ile ilgili olarak sorunun çözümlenmesi için yeterli katkıyı sağlamaktan uzaktırlar ki bu durum yerel yönetimlerin idari, mali ve yapısal sorunlarından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte özellikle Ankara, İstanbul, İzmir, Adana, Antalya gibi Büyükşehir Belediyeleri’nde dar bir alanı kapsayan ancak model teşkil edebilecek başarılı çalışmalar da yapılmaktadır.
 
Bu çerçevede; kayıp çocukların yoğun olduğu mahallelerin Belediyeler, İl Sosyal Hizmetler Müdürlükleri, Milli Eğitim Müdürlükleri ve Emniyet Müdürlükleri ile ortak pilot bölge çalışmaları yapılarak tespit edilmeli, risk grubundaki aileler ekonomik, sosyal, kültürel yönden desteklenmeli, ailelerin çocuklarına karşı ne şekilde davranmaları gerektiği konusunda 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nda yer verilen danışmanlık tedbiri (Toplum Merkezleri veya Aile Danışma Merkezleri vasıtasıyla) aktif bir şekilde hayata geçirilmelidir.
 
Ayrıca belediyeler daha fazla meslek edindirme kursları, çocuk koruma merkezleri ve aile danışma merkezleri açmalı, mevcutların sayısı ve kapasitesi artırılmalıdır. Günümüzde yaşanan hızlı sosyo-ekonomik, kültürel demografik değişimler; ailelerin çocuklarına uygun bakım ve yetiştirme olanakları sunabilmeleri için her türlü açıdan desteklenmelerini zorunlu kılmakta; aile ve çocuk odaklı hizmetlerin bilimsel veriler ışığında güncellenerek çeşitlendirilmesi, yaygınlaştırılması ve temel insan hakları bağlamında erişilebilir kılınması için kamu ve sivil toplum işbirliği ve güç birliğinin önemine işaret etmektedir.
 
Çocuklarını koruyamayan, güvenli ve sağlıklı bir ortamda yetişmelerini sağlayamayan toplumların geleceğinin ciddi bir tehlike altında olduğu göz önünde bulundurulduğunda; kayıp çocukların bir an önce bulunması, yeni kayıp vakalarının önüne geçilmesi açısından ilgili birimler arasında tam bir iş birliği sağlanmalı, daha etkili ve hızlı yöntemler belirlenmeli, toplumsal bir bilinç oluşturulmalı, ceza boyutundaki hukuki düzenlemeler uluslararası çalışmalar ışığında gözden geçirilmeli ve bu konu yalnızca güvenlik boyutuyla değerlendirilmemelidir. Bu açıdan yerel yönetimler tarafından çocuk ve gençleri kapsayacak şekilde sosyal politikalar oluşturulmalıdır.
Uygulamadaki tüm zorluklara ve eksikliklere rağmen yerel yönetimler tarafından erken aşamalarda uygulanacak olan koruyucu ve önleyici tedbirlerin kayıp çocuk vakalarındaki artışı önlemede etkin bir katkıyı sağlayacağı, sivil toplum-yerel yönetimler- merkezi yönetim birimleri arasında karşılıklı etkileşime ve desteğe dayalı multi disipliner bir yaklaşımın yerleştirilmeye çalışıldığı görülmektedir.
 
 
                  KAYNAKLAR
1.      T.C. İzmir Valiliği (2008), Çocuk Koruma Sisteminde Tedbirlerin Uygulanmasından Sorumlu Kurumların Görevleri ve Sorumlulukları ile Kurumlar Arasında Koordinasyon El Kitabı.
4.      Zaman Gazetesi (2010), http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=945346 (e.t: 01.02.2010)
5.      Usak (2010), http://www.usakgundem.com/yorum/299/türkiye-39-nin-kayip çocuklari.html(e.t:18.02.2010)
7.      İl Özel İdaresi Kanunu. Resmi Gazete, 25745; 04 Mart 2005.
8.      Belediye Kanunu. Resmi Gazete, 25874; 13 Temmuz 2005.
9.      Büyükşehir Belediyesi Kanunu. Resmi Gazete, 25531; 23 Temmuz 2004.
10.  Çocuk Koruma Kanunu. Resmi Gazete, 25876; 15.07.2005.
11.  Başbakanlık (2008). Kayıp Çocuklar Raporu,http://www.ihb.gov.tr/raporlar.htm(e.t: 15.02.2010)
14.  Aydın, Hakan ve Ergenç Sedat(2009). Mahalli İdareler Dergisi, “Yerel Yönetimlerin Çocuk Suçluluğunu Önlemedeki Rolü”, Ankara, Sayı: 184, Yıl:19, Aralık 2009
15.  Aydın, Hakan (2010). Mahalli İdareler Dergisi, “Yerel Yönetimlerin Sosyal Hizmetler Ekseninde Değerlendirilmesi” Ankara, Sayı: 186, Yıl: 19, Şubat 2010


[1]Müfettiş, Kamu Yönetimi Uzmanı, SHÇEK Genel Müdürlüğü,
Diğer Yazıları
Türkiye'nin Kayıp Çocukları ve Yerel Yönetimler
Güncel Videolar
Zonguldak Valiliği
Yozgat Valiliği
Yalova Valiliği 2
Yalova Valiliği
Van Valiliği
Yerel Seçim Sonuçları
Hava Durumu
ISTANBUL
Piyasa Verileri
ANA SAYFA KÜNYE İLETİŞİM
Mahalli İdareler Haber ® 2011 -- Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir
Evden eve nakliyat Gaziosmanpasa Evden eve nakliyat Eyüp Evden eve nakliyat Sultangazi Evden eve nakliyat Bayrampasa Evden eve nakliyat Günesli Evden eve nakliyat Sirinevler Evden eve nakliyat Yenibosna Evden eve nakliyat Küçükçekmece Evden eve nakliyat Basaksehir Evden eve nakliyat